Başbakan Erdoğan, Pekin Olimpiyatlarında yaşanan skandal sonuçlardan sonra, "ben dahil hepimizin spor konusunda yapmamız gereken çok şeyler var" derken adeta birkaç gün önce yaşanan nöbet devrini işaret etmişti.
Başbakan Erdoğan, Pekin Olimpiyatlarında yaşanan skandal sonuçlardan sonra, "ben dahil hepimizin spor konusunda yapmamız gereken çok şeyler var" derken adeta birkaç gün önce yaşanan nöbet devrini işaret etmişti. Başbakanın söz konusu ettiği nokta üst kademelerde yapılacak değişikliklerdi. Nitekim, teşkilatın bakandan sonraki en yüksek kademesi olan Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü koltuğunda adeta deprem oldu ve Genel Müdür Mehmet ATALAY istifa etti.
Görüntü "istifa olarak aksetti" ancak, işin altında "istifası istenmişti Atalay'ın". Başbakan Erdoğan göreve geldiği günlerin hemen ardında Mehmet Atalay'ı genel müdür yapmak istemiş, ancak, zamanın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER bir türlü atama kararnamesinin altına imza koymamış ve Atalay vekaleten görevi yürütmüştü. Son seçimde AKP yeniden tek başına iktidar olunca şimdiki Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL karanameyi imzaladı ve Atalay,vekalet görevini asaleten yapmaya başladı.
5 yıllık çalışma süresince ATALAY gerçekten çok önemli bir desteği arkasına alıp çalıştı. Kadrosunu kurdu, federasyonlara özerklik verilmesi gibi önemli bir konuyu hayata geçirdi ve görevi kendi bildiği doğrular çerçevesinde sürdürdü. Ne var ki, idari bölümde yapılan çalışmalar yarışma alanlarında yeterli başarıyı getirmedi. Bu süre zarfında ilerleme yerine büyük bir gerileme yaşandı ve "devşirme sporcuların" aldıkları az sayıda madalya göstermelik olmaktan ileri gidemedi ve sporumuz önceki dönemlerin başarısını arar oldu.
Avrupa'nın "en genç nüfuslu ülkesi Türkiye" yapılan harcamalara rağmen teşkilat noktasında "sportif kadrolaşma" yerine "idari kadrolaşmaya" daha fazla önem verdiğinden yarışma alanlarında "ektiğini biçti". Pekin Olimpiyatları da uluslararası alanda adeta bizim için bir " tümsek ayna yerine düz ayna" görüntüsü verince boyumuzun ölçüsü ortaya çıktı.
Spor Şurası öncesinde bakan ile genel müdür arasında ve de toplum önünde yaşanan görüntüler adeta "perşembeden önceki çarşamba" olarak ortaya çıktı ve ATALAY istifa etti.
Bakan Başesgioğlu makamı boş bırakmamak için Atalay'ın yardımcısı Yunus AKGÜL'ü "vekaleten" koltuğa oturttu. Bu, bir anlamda ATALAY kadrosunda başta "danışman görüntülü" kişinin önce genel müdür yardımcılığına, sonra da makam koltuğuna oturuşu oldu. Oysa, AKGÜL eski genel müdürü tarafından bir "ekip anlayışı" içinde teşkilata İstanbul Büyükşehir Belediyesi ekibinden birisi olarak getirilmişti.
Spor teşkilatı ile ilgisi o zaman başlayan AKGÜL, aradan çok kısa bir süre geçmesine rağmen "Özerk Federasyon Seçimlerinde" inanılmaz bir isabetle yaklaşık 33 federasyon başkanını seçim öncesinde bilerek adeta "nokta atışlar"yaparak dikkat çekmişti. Yılların tecrübeli spor adamları ve spor yazarları AKGÜL'ün gerisinde "nal toplarken" bu genç
adam "bir bilen" olarak öne çıktı!!!. Ve ekip ruhu ATALAY'ın istifası ile bozuldu, "beraber geldik, beraberce işleri yaptık. Sonuçtan hepimiz sorumluyuz, geri kalmışlığın bir sebebi de benim" gibi davranış birlikteliği göstermeden göreve başladı.
Pekin'de yaşanan skandal sonuçlara rağmen federasyon başkanları yeni dönemde seçime girdiler ve hemen hepsi bir daha başkan seçildiler. Sandıktan çıkanlar yeni sandıktan da çıkınca bir anlamda "güven oyu aldılar". Ama nedense giden genel müdür oldu. Elbette "balık baştan kokar" gibi bir atasözü vardır dilimizde. Ama, balığın neresinden koktuğu tam olarak anlaşılamadı. Spora siyasetçilerin özerk seçimlerle fazla girmesi bizce sebeplerin en başta geleniydi. Yani,"rüzgar eken fırtına biçmişti". Genelde bizim ülkemizde insanlar "günah keçisi "ararlar. Bu defa da öyle oldu ve ATALAY gitti. Ama, özerklik kisvesi altında siyasetin adamlarını doldurduğu spor dünyamızda neyin nasıl olacağı baştan belliydi. Teşkilatında "hamili kart yakınımdır" kisveli insanların "fink attığı" bir yapılanmada gerçek spor adamlarının "kedinin ciğere kasap dükkanının vitrininde baktığı " düşünülürse Mehmet ATALAY'a yapılan işleme "doğrudur, neşter en uygun yere atılmıştır" demek fazlaca haksızlık olur.
Eski genel müdürün avukatı değiliz. Yapılan her işin altında onun imzası da olabilir. Ama, Türkiye'yi İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin eski kadrolarıyla yönetmeye çalışmak da "öteki bir bilenlerin yanlışı" değil midir? ATALAY, yanlış sistemin kurbanı da olmuştur. Sever veya sevmezsiniz ama terazinin kefelerinden birine bu kişiyi koyarsanız "sevap tarafı daha ağır basar". Keşke, etrafına daha çok spor adamı alabilseydi. Keşke, siyaset spora hiç olmadığı kadar bu dönemde bu kadar sokulmasaydı. Ve keşke, insani yönü çok kuvvetli olan ATALAY gitmeseydi.
Şimdi,sporumuz "bir bilen ve hatta çok bilen(!) AKGÜL'ün vekaletinde".
Geçmişe dönüp bakma zamanıdır şimdi. ULVİ YENAL, İSMAİL HAKKI GÜNGÖR, MEHMET AKZAMBAK, TALAT AKGÜL hepinizin ellerinden binlerce kere tekrar öpüyorum. Size karşı meslek hayatımız boyunca hata ettiysem beni bağışlayın. Benim ve meslekdaşlarımın kusuruna bakmayın. Bizler, o günlerde bugünleri görememiştik. Bizler, "boynuzun
kulağı geçebileceğinin bir anatomik yapı gereği olduğunu" öğrenmemiştik belki de. Affedin,lütfen...