Türkiye açısından olimpiyat tam bir hayal kırıklığı olmaktan ötede "takkenin düşüp,kelin görülmesidir".
BÖYLE GELMİŞ, BÖYLE GİDER
DOĞAN ERSAVAŞ
Ne kadar spekülasyon yapılırsa yapılsın,Pekin Olimpiyatları bugüne kadar yapılanların en görkemlisi ve spordaki
sonuç başarısı itibariyle Çin adına kazanılmış müthiş bir zaferdir.300 bin gönüllü 45 milyar dolarlık bir harcama elbette ge-
lecek bir başarının ön adımlarıdır.İnsan gücü ve teknolojinin mükemmel sentezi olimpiyat sonunda da "iyiler kazanır" tes-
pitinin taçlandırılması olmuş ve Çin, Amerika,Rusya,İngiltere,Fransa gibi ülkeleri geride bırakıp ilk defa madalya sıralaması-
nın zirvesine oturmuştur.
Olimpiyatın genel değerlendirmesini yaparken bizim gibi hayal kırıklığı yaşayan bazı ülkelerin spor sorumluları çı-
kış noktası olarak," şunlar,bunlar gerilemiştir" demekte ve adeta güneşi balçıkla sıvamaya kalkışmışlardır.Oysa,işin özü
gerileme değil,"bazı ülkelerin ilerlemesidir" ki, Çin bunların başında gelmiştir.
Türkiye açısından olimpiyat tam bir hayal kırıklığı olmaktan ötede "takkenin düşüp,kelin görülmesidir".Avrupa'-
nın en genç nüfusa sahip ülkesi" olmak gibi rakamsal tespitin er meydanında bir anlamda "en başarısız gençlik" sıfatında
yer alınışının tescilidir.Bu sonuç asla ve asla Türk Gencinin hiçbir dünya insanından yetenek olarak geride kalışının ifadesi
olamaz.Türk İnsanının gücünü anlamak ve anlatabilmek için sadece bugünler değil, geçmişe ve örneklere bakmak yeterlidir.
Başarısızlığın altındaki gerçekler ise her zaman görmezden geldiğimiz aldatmacalardır.
Son federeasyon seçimlerinde oy kullanan bizler şayet 40 civarındaki başkan seçimine ait tahminlerimizde eğer,3-5
başkanı bilebiliyorsak,ve şayet teşkilata İstanbul Belediyesi kadrolarından "paraşütle getirilip,teşkilata kondurulan" kişiler
35 başkanı seçim öncesinde isimlendiriyorsa konu kendiliğinden adlandırılıyor demektir.Başkentinde sadece bir tane kapalı
yüzme havuzu varsa,üniversitelerde bilerek "olimpik olmasın" diye 5 metre kısa havuzlar yapılıyorsa,bir tane tartan pisti
bulunan Ankara'da binlerce sporcu aynı anda antrenman yapıyorsa, spor salonları parti kongrelerinin gövde gösterisine dö-
nüştürülüyorsa, ülke genelinde çağdaş spor eğitim merkezleri bulunmuyorsa,beden eğitim dersleri haftada sadece bir gün ve
de göstermelik olarak yapılıyorsa,spor akademilerinden mezun olan gençler kadrosuzluktan ve siyaset baskısından kurtu-
lamayıp idari kadrolarda "laf olsun " diyerek görevlendiriliyorsa, bir tek lisanslı sporcusu olmadığı halde siyasal yatırım için
bazı illere kapalı yüzme havuzları yapılıyorsa, 3 tane profesyonel takım aynı sahada ve suni çim üzerinde ligi yaşıyorsa,
bakanlar ve milletvekilleri seçim bölgelerinin takımlarına futbolcu transfer ettiriyorsa, mahalle baskılarına benzer tarzda kulüp
baskıları altında maçlar yönetiliyorsa, antrenörlük yaşına gelmiş sporcular geçmişte dahi hiçbir başarısı olmadan hala olim-
piyat kadrolarına alınıyorsa, "Türkçe konuşamayan Türkler" milli takımlara giriyorsa, "sponsor destekli federasyon başkan-
ları" diyet için iktidar partisi teşkilatlarından olanları kurullarına üye yapıyorsa...
Daraldınız mutlaka biliyoruz.Ama bunun gibi daha yüzlerce sebeb vardır Pekin rezaletinin ardında.Ve bizler,bun-
ları görmezden gelip hala "İnşallah ve maaşallah " gibi dilekler arkasına sığınıp birşeyler umuyorsak sadece kendimizi kan-
dırmış oluruz.Spor çoktandır bir bilim dalıdır.100 metreyi en iyi 12 saniyede koşan adam asla ve asla 9.76 saniyede koşanı
geçemez, rekoru 100 kilo olan halterci 120 kilo ile "başlangıç yapan" rakibini altedemez.İşte bunları konuşmak ve çözüm yolları aramak gerekir.Bunun yerine yukarıda saydığımız gerçekleri yaşamaya devam edersek,sporun başına kimi getirirsek
getirelim sonuç değişmez.
Olimpiyatlar için ," kazanmak kadar katılmak da önemlidir" ifadesi kullanılır.Bu deyim sporda geri kalmış ülkelerin
de olimpiyata katılmaları için bir "teşviktir".Türkiye, maalesef işin kazanmak değil,katılmak noktasında kalmıştır,Hem de,bir
dolu "devşirme sporcularla" birlikte.Ama bu ülkeyi yönetenler bilirler ki,"Türk insanın çoğu balık hafızalıdır.Yaşarlar,üzü-
lürler ve unuturlar". Göreceksiniz yine aynısı olacak.
Boşuna dememişler, "böyle gelmiş,böyle gider" diye.
12 DEV ADAM EFSANESİ
Türkiye basketbolda Avrupa 2.cisi olduğunda ülkede bir "12 Dev Adam" rüzgarı esmişti.Gerçekten bir büyük ba-
şarı yakalanmış,ülkede herkes adeta futboldan kopup basketbolun aşığı olmuştu. Türk çoçukları(aralarında devşirme olsa
da) başlarında Aydın ÖRS gibi gerçek bir basketbol adamının komutasında 2.lik kürsüsüne çıktığında niçin şampiyon ola-
madıklarının üzüntüsünü yaşamaktan gümüş madalya sevincini dahi tadamamıştı.
Sonrasında hep geriye giden basketbolumuzda milli takımın başına Tanyeviç'i getiren federasyon basketbolumu-
muzu "kayıp sayfalarının manşetine taşıdı". Son 9 maçında 5 mağlubiyet,4 galibiyet alan Dev Adamlar,Portekiz,İngiltere ve
Bosna Hersek galibiyetlerinin avuntusu ile Avrupa Şampiyonası'na hazırlanıyor.Avrupa'da belki de son 3 sırayı alabilecek
takımlara karşı kazanılan maçlar ancak ve ancak "aldatmacanın doruk noktası" olabilir.
Efsaneler genelde " yaşanmamış veya yaşanmış ama tümden değişime uğramış" hikayemsi anlatımlardır.Oysa,
milli takımımız o başarıyı yakalamış fakat yönetim yanlışlarından dolayı bugün artık bir "efsane" durumuna düşmüştür ve
de bunların sorumluları bellidir.Ama plakta hala," huh,hah dev adam,oniki dev adam" plağı çalmaktadır.Yazık ki yazık...
"NEREDE VALİ,NEREDE BELEDİYE BAŞKANI?"
Ankaragücü'nün "gedikli başkanı" Cemal AYDIN,takımı iki haftada "sıfır çekince" basına demeç verip,"nerede
bu ilin valisi,belediye başkanı,milletvekilleri?.Hiçbiri maçımıza dahi gelmiyor.Biz bu ilin takımı değil miyiz?" dedi.
Ankaragücü senelerdir küme düşmekten son anda kurtulmasına rağmen hala kongrelerde omuzlara alınıp,"büyük
başkan" diye taşınan Cemal AYDIN şimdi kavgalı olduğu Belediye Başkanı Melih GÖKÇEK'i takımının maçında tribüne
istiyor.İnsanın aklına "kendi göbeğini kesmek" gibi bir deyim geliyor ister istemez.
Elbette, spor mükemmel bir yapıştırıcıdır.Ancak "yumurta kapıya geldiğinde" dışladığın camianın insanlarını
yanında aramak "büyük başkanın" adeta ne kadar büyük olduğunu gösteren bir "kalite belgesidir".Hani,"kasaba mihnet
edecegine,kes parmağını ye" derler ya.Aklımıza bu laf geldi o açıklamadan sonra...