Türkiye, gerçekten bazan ağlanacak,bazan gülünecek olaylarla birlikte çok ilginç günler yaşıyor.
Ergenekon ve Kapatma Davaları, Kıbrıs'ta nihai çözüm arayışları, memur ve emeklilerin ekonomik sıkıntıları, kapanan işyerleri, görülmemiş bir kuraklığın yarattığı tehlikeler, törenler yapılıp, "artık AB'deyiz" çığlıklarının sessiz bir bekleyişe dönmesi, tüm dünya ülkelerindeki büyükelçilerimizin yurda çağırılıp ülkemizin bugünü ve yarını hakkında
strateji iletimi,artan petrol fiyatlarının bize yansımaları,daha 3 gün önce kurulan bir partinin başkanının yurt gezilerinde "başbakan" denilerek karşılanması, vs, vs..
Türkiye, gerçekten bazan ağlanacak,bazan gülünecek olaylarla birlikte çok ilginç günler yaşıyor.
Elbette böylesine "ciddi konular" arasında spor kendi çapında yaşantısını sürdürüyor,artık klasik hale gelen transfer asparagasları sayfalarda okuyucu için " yerseniz", ya da " idare edin işte,haber sıkıntımız var" tarzında yayınlanmaya devam ediyor. Sporun devleti yönetenler tarafından ciddiye alınması,bize görev verilmesinin imkansız olduğunu bilmelerine rağmen hala olimpiyatlara ev sahipliği için "aday olduğumuz iddialarının" devamı gibi konular da yıllardır klasikleşen hikayenin "yeni baskıları".
Devletin üst düzey yöneticileri bir yandan ülke sorunları,bir yandan kendi dertleri ile uğraşırlarken önceki gün Ankara'da üstüste iki ilginç "sportif ziyaret" gerçekleşti.Geçen yıl basının gözünden kaçan " HAKAN ŞÜKÜR'ün Başkent ziyareti" bu defa göstere göstere yaşanıldı.Futbolumuza çok şeyler veren ŞÜKÜR,artık yaşının ilerlemesi ve de hakkında söylenilen ve kendi tarafından da özellikle gündeme getirilen "din endeksli söylemler" nedeniyle Galatasaray'dan ayrılmak zorunda kaldı. Baba ŞÜKÜR her ne kadar,"oğlumun futbol hayatını bitirdiler" dese de herşeyin bir sonu olduğu muhakkaktı. Kimler zamanı gelince yerlerini başkalarına bırakmadılar ki?.Tabii ki,Hakan ŞÜKÜR isterse futbola devam edebilir.Bu konuda sadece "yaş durumu" dışında hukuki bir engelleme olamaz.Ama,konuyu bir dram haline getirmenin de hiç anlamı yok.Gelmiş
geçmiş en büyük "futbol kralı Metin OKTAY" futbolu bıraktığında koltuk değnekleri ile gezmiyordu ya.
Neyse.. Hakan,Ankara'da önce Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL ve arkasından Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN ile görüşmeler yaptı.Çıkışlarda da "sporun üst düzey konularında görüşmeler yapıldı.Herhangi bir siyasi teklif olmadı,olamaz" dedi.Cumhurbaşkanı ve Başbakanla "üst düzey spor meseleleri görüşmesi" ifadesi biraz "ilginç" gelse de şimdilik denilene inanmak durumundayız.
TV ekranlarından yapılan söylemlerin gerçeğini adı anılan 3 kişi biliyor.Ama, "görüntülerin dili" saklanamayacak bir anlatım içinde.Hakan ŞÜKÜR,başbakanla yaptığı görüşmeye siyah bir takım elbise ve beyaz gömlekle gitmiş. Ancak... Kaptanın kravatı yok. Tüm dünyada böylesine bir "protokol görüşmesine" herkes "takım elbise+kravat" düzeni içinde gider. Yani, uluslararası bir "giyim konseptidir" bu tarz.Sadece "bazı ülkelerde ve bazı insanlar "tarafından "kravat" bir "lüzumsuz aksesuvar" olarak değerlendirilir. Ama, her yerde bir anlamda "büyüğe ve protokole saygı" olarak değerlendirilir ki, bizim ülkemiz de onlardan birisidir,"halen"!!.. " ÇOK YADIRGADIK" diyoruz...
BÜYÜKLER ÖRNEK OLMALI
Önceki sezon Tuncay ŞANLI, bu sezon Mehmet AURELİO kulüplerininin FİFA ve UEFA normlarını bilmediklerinden dolayı başka takımlara ellerini kollarını sallaya sallaya ve de "bonservis parası ödemeden" transfer oldular.Elbette Fenerbahçe'nin sadece Türkiye'de değil,dünyada adı geçen takımlardan birisi olmadığını söylemek saflık olur. Ama, böylesi bir "bilgi eksikliği" nelere maloldu, bunu da görmemek mümkün değil.
Konunun tıpatıp aynısı Gençlerbirliği'nde yaşandı ve ISAAC isimli oyuncu "aynı tarzda" Trabzonspor'a gitti. Trabzonspor, "kriterler obsiyon içermiyor.Uluslararası kurallara göre transfer yaptık,sorun yok" diyor.G.Birliği Başkanı İlhan CAVCAV," 1 milyon euro tazminat ödeyecekler" şeklinde konuşuyor.
Bu durumda ikisi birden olmayacağına göre,"birisi haklı düşünüyor". Konu FİFA ve UEFA'ya kadar hatta "CAS'a" kadar gidecek bir halde.Biz bu ülkenin insanları zaten "mahkemeler" konusundan baygın düştük.Hiç olmazsa belirlenmiş konularda mahkemelik olmasak.Ve de.." BÜYÜKLER ÖRNEK OLSALAR"...
"BEN MAL MIYIM?"
Beşiktaş'lı Fahri TATAN takımının yurt dışı kampını tamamlayıp yurda dönüşte cep telefonunu açtığında bir mesaj düşmüş ekranına."Konyaspor'a verildin...". İmza da "başkan onaylı bir yetkiliye ait".İnanılmaz gibi ama "inanılması gereken" bir gerçek.Kulüpler kendi aralarında anlaşmışlar birisi Fahri'yi vermiş, ötekisi almış...
Hakikaten "ilginç ve iğrenç bir durum". Pazardan dometes,patlıcan alır gibi bir şekil.Birisi parayı vermiş,ötekisi almış cebine koymuş.Şimdi,FAHRİ sorup duruyor:"Ben mal mıyım?.."^Gerçekten bırakın futbolcuyu,insan onurunu çok zedeleyecek bir "alışveriş".Durumu daha iyi yorumlamak için bir an için kendinizi FAHRİ'nin yerine koyun ve sorun:
"Ben mal mıyım?"...