Efendim, hayırlısı ile ligimizi bitirdik. Birileri üzüldü, birileri sevindi.
Efendim, hayırlısı ile ligimizi bitirdik. Birileri üzüldü, birileri sevindi. Gerçi hala lig 3.lüğü sıralaması için itirazlar var ama "atı alan Üsküdar'ı geçti" diyelim ve gelelim bugünümüze.
Avrupa Futbol Şampiyonası'na kadar gazeteler ve görsel basın için haber sıkıntısı olacak sanıyorsunuz değil mi? Yok canım, size öyle geliyor. Basın habersiz kalır mı hiç? Sabah erken kalkan kulüp yöneticileri "pişmiş kelle" gibi resimlerini gazete sütunlarında görebilmek için basın mensuplarına beslemek adına, "iddia edildiğine göre", ya da "sızan haberlere göre" başlıklarıyla verecek, gazeteciler beyinden bilgisayar klavyesine "sizler için" neler yazacak neler. Mesela, " X takımımız dünya starı filanı alacak.." Siz haberi nasıl da bir gerçek sanıp okurken "pişmiş kelle" meraklısı bir "ideal idareci" ertesi gün bu "asparagası" doğrulayıp, "vallaa biz de şaşırdık. Nereden sızdırdınız bu gizli transferimizi?" diyecek. Al sana bir "kelle resmi daha ve altında "yalana ortak" bir demeç. Haber bir iki gün böyle gidecek ama başlıkları değişerek. "cak'la" biten başlık ertesi günlerde "yor'la" devam edecek. Sanacağız ki, o dünya starı Atatürk Havalimanı'na "indi, iniyor". Adı geçen star Avrupa'nın "bilmem ne kulübüne" transfer olmuş, parasını almış, Karayip Adaları'nda tatil yaparken bu "cek, cak'lı, yor'lu " başlıklar basında "fiil çekiminin" son haline bürünüp, "ahhhh... alamadı" tarzına dönecek. Sonrasında bu yalana inanan taraftar, içten ve çok derinden bir "aahhhhh..." çekecek ki, "karşıki dağlar yıkıla"...
Şimdi, biz size diyoruz ki, "star resimle, görüntüyle kulüp adamlarıyla imza törenine katılmadan" hiçbir habere inanmayın. Çünkü.. O gazeteler "haberlenecek", o tv'ler "görüntülenecek"..
Sizin de kafanız takılıyor mu bilmem ama, ben fena halde "takıntıdayım". Neye mi?.. Şu askerlik "kutsalını" dalga dubaraya getirenlere. Adam gelmiş 30 küsur yaşına, tam tabiri ile "spordan malı götürmüş, sıra gelmiş "vatan için" birşeyler yapmaya. Bakıyor ki, "yurt dışında çalışmış olanlar" kısa dönem silah altına alınıyor, bir iki yurt dışı seyahatle, "ölümü görün beni transfer edin. Sudan ucuza gelirim" fedakarlığı (!) yapıyor. Üs tüne para bile verecek ama, elalemi uyandırmak istemiyor. İşi bitip gelince de, "vatan, millet,
Sakarya" edebi kitabı yazıyor. Fonda da bir müzik geliyor, geriden geriden.. "Havasına suyuna, taşına topragına.. Bin can feda benim yurduma.." Anlat anlat, heyecanlı oluyor be kardeş..
X X X
Spor denen ortak tutkumuzu herkes kullanıyor biliyorsunuz. Verdiklerinin katlarını bir çırpıda yüz'e, bin'e katlayanları sıralarsak sütunlara sığmaz. Adlarını ve görevlerini sıralarsak basın kanunu önünde hırpalanmak durumunda da kalırız. Bir de üstüne üstlük, "damarımı kesseniz takımımın renkleri akar" hamasetine muhatap oluruz ki, takımı için nafakasını gişelere yatıran taraftar bile bize "gıcık kapar".
Şimdi bu "spor nemacıları" arasına bir de "ara beni,sor beni", "canlı canlı heyecanlı", ya da "aradığın aşk bende.. numaram falan filan" diye ilanlar veren ve hepsini de spor sayfalarına koyduran, yabancı mecmualardan "araklanmış" kadın resimleri monte ettiren "seks hatları" katıldı. Sanıyorlar, veya "reyting" raporları onları doğruluyor ki, hep spor sayfalarında "pazarlama" yapılıyor. Sporu çoğunlukla gençler takip eder ya, onlara göre. Yanılıyorlar halbuki. Türkiye'yi sivil, resmi makamlarda yönetenler bile sporun şöyle
veya böyle içinde. Baksanıza, Maliye Bakanımız bile seçim bölgesi Eskişehirspor'a Sergen'i aldırdı, sonra "gaza gelip" bir de "gerekirse Ronaldinho'yu bile alırım" dedi ya.. Haa. Sergen lig bitmeden kaçıp gitti. Sayın bakan şimdilik ortada yok. Olsun. Bir spor yazarı ağabeyimiz Fatih Terim'e milli takım için öneride bulunup "Sergen niçin bu takıma alınmadı?" diye sorgu sual açtı ya.. Özetle, "bir başkadır benim memleketimmm.."
X X X
Spor alanlarımızdaki küfürün, kavganın gırla gittiği günlerimizde konuya çözüm arayanlar bu konuda şöyle öneri getirdiler.. "Çirkin tezahürat veya fiili davranışlardan ceza alan kulüplere saha kapatma cezası verilirse, bayanları maçlara davet edelim. Hiç olmazsa, en azından küfürsüz bir ortamda oynanır maçlar. Belki de, bu tip seyirci erkeklere örnek olur.." Çok da mantıksız bir öneri değil.
Ama, bu öneri geldiğinde henüz bayan voleybol ve basketbolda final maçları henüz oynanmamıştı. Yani, "kızılca kıyamet kopmamıştı". Bu maçlardan sayfalara ve ekranlara taşan görüntüleri gördükten sonra sanırız öneri sahipleri eski "maarfi bakanının" çözümüne gelmişlerdir. Yani, "okullar olmasa maarifi ne güzel idare ederim" mantığı. Tıpkı "spor müsabakaları olması, spor ne güzel idare edilir" gibi birşey..
Haksız mıyız Allahaşkına?...